Onların Sorusu: AI’ı Nasıl Finanse Ederiz? Bizimki: Kasada Ne Var?
Güncelleme tarihi: 7 Eki
Avrupa’da şirketler yapay zekâ yatırımını nasıl finanse edeceklerini konuşuyor.
Özkaynak mı? Banka kredisi mi? Sermaye piyasası mı?
Okurken insanın aklına istemeden Türkiye geliyor.
Bizde kaç şirket bugün gerçekten “AI yatırımını hangi finansman modeliyle yapalım?” aşamasında?
Çünkü burada birçok şirketin masasında çok daha eski, çok daha tanıdık bir dosya açık:
Tahsilat.
Kredi.
Stok.
Kur.
Maliyet.
Ay sonu.
Bir tarafta şirketler üç yıl sonrasının verimlilik yatırımını tartışıyor. Diğer tarafta Türkiye’de pek çok şirket üç ay sonrasının nakit akışını yeniden hesaplıyor.
Aradaki fark teknoloji farkı değil.
Bilanço farkı.
Avrupa Merkez Bankası’nın son çalışması, yapay zekâ yatırımı planlayan şirketlerin büyük bölümünün bunu kendi kaynaklarıyla finanse etmeyi düşündüğünü gösteriyor.
Güzel.
Ama “kendi kaynağıyla finanse etmek” denilen şeyin bir ön şartı var:
Kendi kaynağınızın olması.
Türkiye’de tam da burası karışıyor.
Ekonomi bütünüyle durmuş değil. Üretim devam ediyor, ihracat devam ediyor, yatırım yapan şirket de var.
Ama şirket tarafındaki hava ile makro göstergelerin anlattığı hikâye her zaman aynı değil.
Sipariş azaldığında, müşteri vadeyi uzattığında, banka kredi limitini daha pahalı hale getirdiğinde, tedarikçi peşine döndüğünde şirketin büyüme hesabı bir anda değişiyor.
Excel’de hâlâ yatırım yapılabilir görünebilirsiniz.
Kasada öyle görünmeyebilirsiniz.
Sanayide bir süredir hissedilen yavaşlamanın, yüksek finansman maliyetinin ve artan konkordato dosyalarının asıl anlattığı da biraz bu.
Türkiye’de sermaye yalnız pahalı değil.
Tedirgin.
Ve tedirgin sermaye uzun vadeli hikâyeleri pek sevmez.
Bir yapay zekâ projesi size iki yıl sonra yüzde 15 verimlilik sağlayacak olabilir.
Ama siz önümüzdeki altı ayda işletme sermayesini çevirmekte zorlanıyorsanız, o yüzde 15’in pek bir anlamı kalmaz.
Finansın acımasız tarafı budur:
Doğru yatırım bile yanlış zamanda yapılırsa yanlış yatırıma dönüşebilir.
Bu yüzden Türkiye’de AI meselesinin biraz yanlış yerden tartışıldığını düşünüyorum.
“Şirketler yapay zekâ kullanıyor mu?”
yerine belki şunu sormak lazım:
Hangi yapay zekâ yatırımı kendini en hızlı geri ödüyor?
Çünkü burada gösterişli dönüşüm projelerinden çok;
tahsilatı hızlandıran,
stok ihtiyacını düşüren,
teklif hazırlama süresini kısaltan,
finans ekibinin üç günlük işini üç saate indiren,
nakit açığını daha erken gösteren
uygulamalar daha anlamlı olabilir.
Yani Türkiye’de yapay zekânın ilk büyük başarısı belki fabrikayı tamamen değiştirmek olmayacak.
Kasadaki parayı biraz daha uzun süre içeride tutmak olacak.
Bu kulağa Avrupa’daki “AI transformation” sunumları kadar heyecanlı gelmeyebilir.
Ama şirketler sunumla değil nakitle yaşar.
Belki de iki ekonomi arasındaki fark tam burada:
Avrupa, yapay zekâya ne kadar yatırım yapacağını konuşuyor.
Türkiye’de ise iyi yönetilen şirket önce şu soruya bakıyor:
Bu yatırım bana ne zaman para kazandırmaya başlayacak?
Ve bugün bana sorarsanız, Türkiye’de en akıllı AI projesi en ileri teknoloji kullanan proje olmayabilir.

Şirketin nefesini kesmeden kendini ödeyen proje olabilir.




Yorumlar