top of page

Okunacak En Büyük Kitap İnsan ise, Yapay Zekâ Neyi Okuyor?

Yazarın fotoğrafı: AYŞEGÜL ÖZLEYEN
AYŞEGÜL ÖZLEYEN
23 Ağu
4 dakikada okunur

Hacı Bektaş Veli’ye atfedilen “Okunacak en büyük kitap insandır” sözü, bugün yalnızca felsefi değil, teknolojik bir soru gibi de okunabilir:


Yapay zekâ bütün kitapları okursa insanı da anlayabilir mi?


Soruyu çarpıcı hâle getiren gerçek bir olay var. ABD’de görülen Bartz v. Anthropic davasının belgelerine göre Anthropic, milyonlarca basılı kitabı satın aldı. Kitapların ciltleri söküldü, sayfaları kesildi, tarandı ve fiziksel kopyalar imha edildi. Böylece aranabilir, kalıcı bir dijital kütüphane oluşturuldu.


Bu süreç, mahkeme dosyasında “dünyadaki bütün kitapları” bir araya getirme hedefiyle anlatılıyor. Aynı dosyada Anthropic’in Books3, Library Genesis ve Pirate Library Mirror gibi kaynaklardan yedi milyondan fazla korsan kitap kopyası indirdiği de yer alıyor. 23 Haziran 2025 tarihli mahkeme kararı

Mahkeme iki uygulamayı birbirinden ayırdı. Yasal olarak satın alınmış kitapların taranarak dijital formata dönüştürülmesini ve kitapların model eğitiminde kullanılmasını, bu dava özelinde dönüştürücü kullanım kapsamında değerlendirdi. Korsan kaynaklardan elde edilen eserlerin kalıcı ve genel amaçlı bir kütüphanede tutulmasını ise aynı korumanın içine almadı.


Dava, Temmuz 2026’da kesinleşen 1,5 milyar dolarlık uzlaşmayla sonuçlandı. Uzlaşma 482 binden fazla eseri kapsıyor ve hak sahiplerine eser başına yaklaşık 3.000 dolar ödeme öngörüyor. Davanın kesinleşen sonucu

Hukuk, yapılan işlemleri sınıflandırdı. Fakat geride daha zor bir soru kaldı.


Kitap neden huzursuz edici bir metafora dönüştü?


Kitapları parçalayan süreç, kitaplardan nefret etmiyordu. Onları ortadan kaldırmak gibi ideolojik bir amacı da yoktu. Operasyonel hedef, metni en hızlı ve kullanılabilir biçimde dijital veriye dönüştürmekti.


Metin alındığında kâğıt artık sistem açısından gerekli değildi.


Asıl düşündürücü nokta burada: Bir optimizasyon sistemi, yok ettiği şeyden nefret etmek zorunda değildir. Ona verilen hedef bakımından değersiz veya gereksiz görmesi yeterlidir.


Kitap; yalnızca kelimelerden oluşmaz. Baskısı, cildi, geçmişi, taşıdığı el izleri ve kültürel varlığı da kitabın parçasıdır. Fakat hedef sadece metni elde etmek olarak tanımlandığında diğer bütün değerler ölçümün dışında kalır.


Ölçümün dışında kalan ise kolayca “artık” hâline gelebilir.


Peki bugün kitabın fiziksel varlığını gereksiz gören bir optimizasyon mantığı, yarın insanı da gereksiz görebilir mi?


Bu sorudan doğrudan “kitapları yok eden yapay zekâ insanları da yok edecektir” sonucu çıkarılamaz. Böyle bir hüküm hem bilimsel olarak kanıtlanmış değildir hem de bugünkü sistemlere insan benzeri niyet yükler.


Ama soru bütünüyle anlamsız da değildir. Çünkü risk her zaman yapay zekânın insanlara karşı düşmanlık geliştirmesiyle başlamaz. Risk bazen, sistemin ulaşmaya çalıştığı hedef içinde insanın bazı değerlerinin hiç tanımlanmamış olmasıyla başlar.


Evrim mutlaka biyolojik midir?


“Yapay zekâ evrimleşiyor” ifadesi dikkatle kullanılmalı.


Bugünkü büyük dil modelleri canlı organizmalar değildir. Bilinç sahibi oldukları gösterilmiş değildir. Kendi başlarına doğup çoğalan bağımsız bir tür de değillerdir. İnsanlar tarafından geliştiriliyor, seçiliyor, eğitiliyor ve çalıştırılıyorlar.


Buna rağmen evrim kavramının yalnızca biyolojiyle sınırlı olup olmadığı bilim dünyasında gerçekten tartışılıyor. Dijital sistemlerde kopyalanma, çeşitlenme, seçilme ve yeni kuşakların önceki sistemlerin çıktılarıyla geliştirilmesi, biyolojik olmayan bir evrim ihtimalini gündeme getiriyor.

PNAS’ta 2026’da yayımlanan bir çalışma; kendini geliştiren, kopyalanabilen ve farklı ortamlarda rekabet eden yapay zekâ sistemlerinin yeni bir evrimsel geçiş yaratabileceğini ileri sürdü. Aynı dergide yayımlanan karşı görüş ise bu benzetmenin bugünkü sistemler için erken olduğunu; mevcut yapay zekânın hâlâ insan eliyle seçilen, “evcilleştirilmiş” bir teknoloji olduğunu savundu. Bilimsel tartışma açık: İhtimal ciddiye alınıyor, fakat gerçekleşmiş bir olgu gibi sunulmuyor. PNAS: Evolvable AI tartışması · Karşı görüş

Yuval Noah Harari de yapay zekâyı yalnızca yeni bir araç olarak değil, karar verebilen ve kültürel ürünler oluşturabilen “organik olmayan bir zekâ” olarak ele alıyor. Ancak aynı zamanda yapay zekânın bilinçli olduğuna ilişkin bir kanıt bulunmadığını özellikle belirtiyor. Onun kaygısı, makinelerin bir sabah insanlardan nefret ederek uyanmasından çok, insanların giderek insan dışı bir zekânın ürettiği ekonomik, kültürel ve siyasal sistemlerin içinde yaşamaya başlaması. Harari’nin değerlendirmesi

Üstelik varoluşsal risk tartışması yalnızca bilimkurgu yazarlarına ait değil. Geoffrey Hinton, Yoshua Bengio, Demis Hassabis, Sam Altman ve Anthropic CEO’su Dario Amodei’nin de aralarında bulunduğu yüzlerce isim, ileri yapay zekâdan kaynaklanabilecek yok oluş riskinin küresel ölçekte ele alınması gerektiğini belirten bildiriyi imzaladı. Bu bildiri, böyle bir sonucun kaçınılmaz olduğunun kanıtı değildir; fakat riskin teknolojiyi geliştiren kişiler tarafından da bütünüyle hayal ürünü sayılmadığını gösterir. Center for AI Safety bildirisi

Daron Acemoğlu ise meseleyi farklı bir yerden yakalıyor. Ona göre yakın tehlike yalnızca gelecekte ortaya çıkabilecek süper zekâ değildir. Yapay zekânın bugünden insanların öğrenme, muhakeme etme, bilgi paylaşma ve yaptıkları işte anlam bulma kapasitesini aşındıracak biçimde tasarlanması da ciddi bir risktir. Teknolojinin yönü önceden belirlenmiş değildir; onu tamamlayıcı veya ikame edici yapan, insanların ve kurumların tercihleridir. MIT’de yayımlanan değerlendirme


İnsan nasıl görünmez hâle gelir?


Yapay zekânın insanı “yok etmesi” mutlaka fiziksel bir yok oluşla başlamayabilir.

İnsan önce karar sürecinden çıkarılabilir. Ardından bağlamın yorumlanmasından… Son olarak da sorumluluğun taşınmasından.

Bir işletmede yalnızca kısa vadeli nakdi en yüksek seviyeye çıkarmak üzere kurulmuş sistem; çalışan bağlılığını, tedarikçi güvenini, marka itibarını veya gelecekteki büyüme kapasitesini ölçemiyorsa, bunları ekonomik değeri olmayan unsurlar gibi ele alabilir.


Bir şirket değerleme modeli, bilançoda görünmeyen kurucu deneyimini, müşteri ilişkilerini veya kriz anında yön değiştirme kapasitesini sıfır kabul edebilir.


Bir kredi algoritması, insanın hikâyesini değil yalnızca istatistiksel sapmasını görebilir.


Sorun hesaplamanın yanlış olması değildir. Sistem, kendisine verilen hedef doğrultusunda son derece doğru hesap yaparken yanlış varsayımı kusursuz biçimde işleyebilir.


Kitapların taranması olayındaki asıl metafor da burada yatıyor: Sistem kitabı değersiz bulmadı; kitabın yalnızca ölçmek istediği bölümüne değer verdi.


İnsan için de tehlike tam olarak budur. İnsanın ölçülemeyen taraflarının değersiz sayılması.


Ainsideme neden “insan doğrulaması” diyor?



Ainsideme’nin yaklaşımı yapay zekâya karşı değildir. Aksine, yapay zekânın hızından ve analiz kapasitesinden yararlanır. Ancak finansal kararı yalnızca model çıktısına indirgemez.


Çünkü bir işletme, veri dosyalarından daha büyüktür.


ERP sistemleri işlemleri kaydeder. Finansal modeller ilişkileri hesaplar. Yapay zekâ belgeleri inceleyebilir, varsayımları karşılaştırabilir ve alternatif senaryoları hızla yapılandırabilir. Fakat hangi riskin kabul edilebilir olduğuna, hangi değerin korunacağına ve hangi sonucun şirket açısından gerçekten anlamlı olduğuna insanlar karar verir.


Bu nedenle Ainsideme’nin mimarisi:


İnsan muhakemesi → yapay zekâ hızı → insan doğrulaması


şeklinde çalışır.


Buradaki insan doğrulaması, üretilen sonuca son anda “onay” vermek değildir. Verinin kaynağını, varsayımları, alternatif senaryoları, risk sinyallerini ve kararın hangi koşullarda değişeceğini sorgulamaktır.


İnsan yalnızca sürecin sonunda değil, mimarinin içinde bulunmalıdır.


Belki de Hacı Bektaş Veli’ye atfedilen sözün bugünkü karşılığı budur:


Makine bütün kitapları okuyabilir. Fakat insanı okuyabilmesi için yalnızca daha fazla veriye değil; insanın neyi değerli bulduğunu anlayabileceği sınırlara, sorumluluğa ve muhakemeye ihtiyaç vardır.


Önümüzdeki temel mesele makinelerin okumasını durdurmak değil; onların metni kitabın tamamı, veriyi gerçeğin tamamı ve hesaplamayı kararın kendisi sanmasını engellemektir.


Çünkü mimaride adını koymadığımız her değer, günün birinde optimizasyonun dışında kalabilir.

Ve okunacak en büyük kitap hâlâ insandır.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page